Ana Sayfa | Yazarlar  | Beklentinin ötesinde...
Beklentinin ötesinde... | Saffet Emre Tonguç
St. Regis, Türkiye’deki ilk otelini Nişantaşı’nda açtı. Starwood Hotels & Resorts ve Demsa Group ortaklığı ile açılan St. Regis İstanbul, ‘beklentinin ötesinde’ bir deneyim yaşatıyor. 

St. Regis mirası
St. Regis’in hikayesi, New York’un yaldızlı çağında, ülkedeki ilk aristokrasinin yükseldiği dönemde başlıyor. Astor, Carnegie, Vanderbilt ve Rockefeller gibi meşhur aileler bu elit grubunun arasındaki önemli isimler. Astor’lar, New York’un ‘parıltılı çağı’ sırasında Amerikan aristokrasisi tanımının bile yetersiz kalacağı düzeyde şaşaalı bir hayat yaşamış. Ünlü Astor ailesinin başı sayılan Caroline, bu yeni yüksek sosyetenin başına gelmiş. Vizyonlu ve azimli bir hanımefendi. Aynı zamanda özel çay partilerine ve gösterişli galalarına çağırdığı, kendi elleriyle seçerek birleştirdiği kişilerden oluşan ve ‘400’ olarak bilinen ilk New York sosyetesini oluşturan kişi. Bayan Astor’un özenli süslemeleri, çiçeklere ve pırlantalara olan aşkı St. Regis’ın ilk tasarım ve gelişimine ilham kaynağı olmuş.
Caroline’nin oğlu, ailenin mirasçısı kaşif ve yazar John Jacob Astor IV, aile mirası ile ilham aldığı dönemin yeniliklerini bir araya getirerek ihtişamda yeni bir tarz geliştirmiş. Amerikan yaratıcılığı ile Avrupa konukseverlik geleneğini harmanlayan Astor’un vizyonu ‘Dünyadaki en güzel oteli’ yani St. Regis New York’u yaratmak olmuş. Yeni teknolojilere olan tutkusu, beklentinin ötesinde yepyeni bir lüks deneyiminin doğuşunu sağlamış. 5. Cadde ile 55. Cadde’nin kesiştiği yerde bulunan Astor’un klasik Beaux Arts yapısındaki St. Regis New York otelinin, 1904 yılında açılmasıyla bu yenilikler zirveye taşınmış. Benzersiz hizmet standartları getiren St. Regis, butler hizmetinin de ilk kez verildiği yer olmuş. St. Regis  lüksü ve stili canlandırmak için, tanınmış kişilerin geldiği, hesapsızca para harcanan gece eğlencesi dönemini başlatmış. Tarihi boyunca St. Regis, Marlene Dietrich, St. Regis New York’ta yaşayan Salvador Dali, eşi Gala (kedileri Ocelot) ve yine St. Regis New York’ta yaşayan William Paley ve eşi Barbara (‘Babe’) gibi her dönemin en göz alıcı, yaratıcı ve büyüleyici kişilerinin ilgisini çekmeye ve uğrak noktası olmaya devam etmiş. Yüzyılı aşkın başlangıç tarihinden beri, St. Regis Abu Dabi, Bali, Londra, San Fransisko ve Singapur gibi lokasyonlarda var olan otelleri ve resort’leri ile portföyünü geliştirmiş. St. Regis New York, tanınmış misafirleri, ünlüleri, meşhur şefleriyle, New York’luları ağırlayan, New York’a giden herkesin görmek ve görülmek istediği sosyal bir cazibe merkezi haline gelmiş.
St. Regis imza kokteyli: Bloody Mary 1934 yılında St. Regis New York, King Cole Barı’nda barmen olan Fernand Petiot, vodka ve domates suyu kokteyline Bloody Mary ismini koymuş. Otel müşterilerine fazla argo ve açık saçık gelen bu  isim, Red Snapper olarak değiştirilmiş. Fernand’ın baharatlı karışımına konulan bu yeni isim test süresince tutmasa da kokteyl oldukça beğeni toplamış. Bugün Bloody Mary, her St. Regis otelinin kendine has yorumuyla sunduğu imza kokteyli.

Gece yarısı yemekleri
20. yüzyıl başlarında Caroline Astor’un organize ettiği meşhur ‘Midnight Supper’lar bugün Arjantinli ünlü polo yıldızı Nacho Figueras ve ünlü moda tasarımcısı Jason Wu gibi 21. yüzyıl ünlülerinin ev sahipliğinde gerçekleştiriliyor. Midnight Supper geleneği, markanın amiral gemisi St. Regis New York’un kurucu ailesi Astor’lar tarafından başlatılmış. Yaldızlı çağ döneminde New York’un esas kızı Caroline Astor, Midnight Supper’da ‘400’ adı verilen şehrin sosyete elitlerini ağırlamış ve geceyarısı başlayan bu etkinlikler ile New York sosyal hayatına damgasını vurmuş. St. Regis, Caroline’in gelenekselleştirdiği bu akşam yemeklerini modern bir tarzda yorumlayarak geceyarısı bitecek şekilde yeniden hayata geçirmiş.
1904’te John Jacob Astor IV tarafından yaratıldığı günden beri, St. Regis markası; geleneksellik, yenilik ve lüksten oluşan bir mirasın temelleri üzerine oturtulmuş. Bu zengin geçmişten ilham alınarak konukseverlik alanında yepyeni bir deneyim yaratılmış. St. Regis İstanbul da bahsedilen bu mirasın üzerine inşa edilmiş.

Art Deco etkisi
1920’lerin İstanbul’unun Art Deco döneminden ilham alarak, ödüllü mimar Emre Arolat tarafından tasarlanan St. Regis İstanbul, lobisinden itibaren farkını hissettiriyor. Lasvit tarafından 343 cam panelin birleştirilmesiyle tasarlanan ‘Supernova’ adını taşıyan muhteşem avize, resepsiyon alanının tamamını adeta bir bulut gibi sıcak bir ışıltıyla sarıyor. 20’inci yüzyılın başında Türk evlerinde sıkça bulunan dolaplardan esinlenilerek tasarlanan ve lobinin bir duvarını boydan boya kuşatan pirinç ve pahlanmış cam detaylı, parlak lake cilalı vitrinde Hiref tarafından tasarlanan objeler sergileniyor. Vitrin konsepti, oda ve süitlerin tasarımında ise mini-bar işlevi gören büfenin parçası olarak karşımıza çıkıyor. Başta lobi olmak üzere otelin tüm genel kullanım alanlarından oda ve süitlere kadar pek çok alanda Demsa Sanat Koleksiyonu’ndan Botero, Sam Francis, Devrim Erbil, Bedri Baykam, Seçkin Pirim, Ahmet Gümüştekin gibi yerli ve yabancı pek çok sanatçının orijinal eserleri sergileniyor.

Şık odalar
St. Regis İstanbul’un her biri tam boy pencereleriyle Maçka Parkı’na ve Boğaz’a ya da şık Abdi İpekçi Caddesi’ne bakan odalarının tamamında Emre Arolat Mimarlık tarafından tasarlanan mobilyalar yer alıyor. Demsa Sanat Koleksiyonu’ndan yerli ve yabancı pek çok sanatçının orijinal eserlerinin sergilendiği odaların banyolarında Marmara mermeri kullanılmış.

Lezzet deneyimleri
St. Regis İstanbul’un giriş katındaki St. Regis Brasserie, Paris brasserie’lerini andıran tasarımı, tike ambiyansı ve lezzetli menüsü ile hem sokağın hareketini hem mutfaktaki şovu izleme fırsatı sunuyor. Lobide konumlanan ve ünlü kokteyl seçenekleri, yerli ve yabancı içki çeşitleri ile konuklarına eşsiz bir deneyim sunan Petit “O” Bar, Bedri Baykam imzalı Bosphorus Breeze tablosu ile misafirlerini karşılıyor. 
St. Regis İstanbul’un terasında üst üste 21 sene boyunca Oscar ödül törenlerinin resmi partilerini düzenleme başarısı gösteren, iki Michelin yıldızlı dünyaca ünlü şef Wolfgang Puck’ın ikonik restoranı Spago da yer alıyor. Gastronomi dünyasının öncülerinden biri olarak lider konumunu koruyan; mutfak sanatları, servis ve stil açısından trendleri belirleyen Spago, ünlü şef Wolfgang Puck’ın ‘çiftlikten masaya’ felsefesini yansıtan menüsü ile şehre yepyeni bir lezzet kültürü getiriyor.
Spago; modern ve yaratıcı mevsimlik menülerini olağanüstü kokteyller ve şaraplar eşliğinde, üstün servisi, çağdaş tasarımı ve muhteşem Maçka Parkı ve Boğaz manzarasıyla sunuyor. Tonozlu tavanı tam boy camlarla buluşturan iç mekan tasarımında ince işçilikli ahşap kalaslar, mozaik desenli zemin döşemeleri, siyah taş şömineler ve özgün oturma alanları dikkat çekiyor. Yerli mat taşların yanı sıra çinko, mermer, süet, ahşap ve deri gibi malzemelerin bir arada kullanıldığı dekorasyon, muhteşem sanat eserleri ve fotoğraflarla dinamik bir görünüm kazanıyor. Etkileyici ambiyansı ile göz dolduran, yıl boyu açık terasıyla misafirlerini ağırlayacak olan Spago Lounge ise, müzikleri, özel kokteylleri, seçkin içkileri ve lüks şampanya seçenekleriyle geceyi devam ettirmek isteyenlere şık bir ortam sunuyor. Wolfgang Puck’ın mevsim ürünlerini modern bir konseptle yorumladığı Spago menüsü,  Amerikan, Asya ve İtalyan mutfaklarından esinlenerek yarattığı eklektik lezzetleriyle misafirlerini gastronomik bir yolculuğa çıkarıyor. Yerel pazarlarda bulunan ürünlere göre her mevsim değişen menüde Wolfgang Puck’ın ünlü taş fırın pizzaları, mezeleri, el yapımı makarnaları, zengin antre seçeneklerinin yanı sıra farklı mutfaklardan esintiler taşıyan tatlar da yer alıyor.

Spago’nun spesiyalleri
Mercanköşk ve parmigiano reggiano ile servis edilen kokulu bezelye çiçekli el yapımı agnolotti, geleneksel garnitürlü Pekin usulü ızgara ördek, tatlı soya sosu, kızartılmış susam yağı, jasmine pirinç pilavı ile servis edilen Hong Kong usulü levrek buğulama, tatlı soya sosu terbiyeli kuzu pirzola ve Hunan usulü patlıcan, tadılması gereken lezzetlerden. Kokteyl menüsü de sıra dışı. Mekanda her gün 06.30-10.30 arasında kahvaltı, 12.00-15.00 arası öğle yemeği, 18.00-23.30 arası akşam yemeği servisi var. Haftanın beş günü canlı DJ performanslarının olduğu bar-lounge bölümü ise gece saat 02.00’ye kadar açık.


Paylaş
#
#
#
#
#
#
Bu konu hakkında henüz yorum yapılmadı.
DİĞER YAZILARI










ALIŞVERİŞ
Tommy Hilfiger yılbaşı koleksiyonunu 'Happy Holidays from The Hilfigers' adlı bir rekla...
İSTANBUL LIFE TV
Bebek Parkı’nın karşısında yer alan Kırıntı, her damak tadına hitap eden bir menüye sahip.
FOTO GALERİ
Cadde'nin En Yenisi
Düşünmeden, sorgulamadan akışında savrulup gitmeye ne dersiniz?
Kış sezonunun nabzını tutan 14 mekandan gece alemine ışık tutuyoruz.
Sanat adına birçok soru soruyor
‘Eski’yi yenileyerek yaşatıyor
SEMT REHBERİ
Yılbaşı gecesini dolu dolu geçirmek isteyenler için en iddialı restoran, bar, kulüp önerileri...
OY VERİN!
İstanbul'un trafik sorununda önümüzdeki beş yıl içinde bir iyileşme bekliyor musunuz?

EDİTÖRDEN
Mayısla birlikte yaza geri sayım başladı. Şehirde açık hava mekanlarında keyif yapmanın...
360° İSTANBUL
İstanbulun en güzel yerlerini bilgisayarınızın başından kalkmadan dolaşabilirsiniz.
TARTIŞIN!
İstanbul gecelerinin vazgeçilmez mekanlarından ilk üçü sizce hangisi?
3 kişi fikir belirtti!
Siz de katılın!
KİTAP
İstanbul Life, okurlarını kapak yapıyor

DERGİDE BU AY!
Editörden...
Teraslar, bahçeli mekanlar, şık restoranlar, gece kulüpleri… Mevsimin tadı bu mekanlarda çıkar.
İsviçre’nin güneyinden İstanbul’a uzanan Fossati kardeşlerin ilginç hikayesi...
Festivalden konsere, tiyatrodan sergiye takip edebileceğiniz etkinlikler ajandamızda!
Hayatımın Aşkı dizisiyle ekrana dönen oyuncuyla İstanbul’u ve yeni dizisini konuştuk.
ŞEHİR REHBERİ
Günümüzde moda trendleri artık sokaklarda...
ŞEHRE DÖNMENİN GÜZELLİĞİ
Çocukken pul koleksiyonu yapardım
Tantuni, Mersin denince akla ilk...
“Vefa İstanbul’da bir semt adıymış”...
Kuledibi’nde ‘Dil’ buluşması Geçen ayın...
Advertisement