Ana Sayfa | Yazarlar  | Beş semt beş keşif
Beş semt beş keşif | Saffet Emre Tonguç
Üç imparatorluğa başkentlik etmiş olan İstanbul, geçmişte dünyanın en kozmopolit şehirlerinden biriymiş. Yeter ki beklenmedik sürprizlerle dolu sokakları gezmeye vakit ayırın. Bu ay size beş farklı semtten beş tarihi mekan önerim var.


Notre Dame de Sion
Harbiye

1850’li yıllarda İstanbul’da açılan ilk Fransız okulu. Başta sadece Hıristiyan öğrenciler kabul edilmiş. Sonraki yıllarda Musevi çocuklar da alınmış. 1863 yılı Osmanlı’daki eğitim hayatında bir dönüm noktası, çünkü bu tarihten itibaren Sultan Abdülaziz Müslüman kızların da bu okulda okumasına izin vermiş. I. Dünya Savaşı sırasında kapalı olan okul, savaştan sonra yeniden açılmış. Aslında hepimiz o kadar iyi tanıyoruz ki okulu. Reşat Nuri Güntekin’in ünlü romanı Çalıkuşu’ndaki Feride bu okuldan mezun oluyor. Okul iki de sır saklıyor bahçesinde. Bunlardan biri 1845 senesinde yapılan St. Esprit Kilisesi. Mimarı İsviçreli Giuseppe Fossati. Depremden zarar gören bina 1865’de büyük bir onarımdan geçmiş. Kilise ilk inşa edildiğinde altına bir de mezarlık yapılmış. Burada şehrin önde gelen ailelerinin yanı sıra kilisenin kurucusu Hillereau’nın mezarı da var. Osmanlı’yı klasik batı müziği ile tanıştıran, ilk bandoyu (Musika-yı Hümayun) kuran saray müzisyeni Donizetti Paşa da (Giuseppe Donizetti) burada yatıyor. Okulun sakladığı bir diğer hazine ise kendisiyle aynı adı taşıyan şapel. Yaklaşık 90 yıl kullanılmamış şapel. Harika bir mimarisi ve kusursuz bir akustiği var Notre Dame de Sion Şapeli’nin. Aslına uygun olarak renove edildi ve okulun kuruluşunun 150. yılı olan 27 Kasım 2006’da bir tiyatro ve konser salonu olarak hizmete açıldı. Ücretsiz verilen konserlerin programını takibe almanızı öneririm.

ŞEYH ZAFİR TÜRBESİ
BEŞİKTAŞ

Conrad Hoteli’nin önünde. Restorasyonu yakın zamanlarda bitirilen bir külliyenin parçası. Külliye, türbe, kütüphane ve çeşmeden oluşuyor. Şeyh Zafir, Sultan II. Abdülhamid’in ruhani danışmanıymış. XX. yüzyıl mimarları arasında saygın bir yeri olan Raimondo D’Aronco tarafından art nouveau tarzında tasarlanmış ve 1903 yılında inşa edilmiş. Baştan başa eşsiz bir eserle karşı karşıyasınız, olağanüstü güzellikteki yapının benzerine İstanbul’un başka bir yerinde rastlamanız mümkün değil. Mermer ve taş, geometrik desenler ile bitki motifleri öyle güzel kaynaşmışlar ki hayran olmamak elde değil. Türbenin bulunduğu avlu Ertuğrul Tekke Camii’ne ait. XIX. yüzyılın sonlarında yapılan caminin mimarı bilinmiyor. Cami ve ona bağlı hünkar dairesi ile selamlık Osmanlı mimarisinin özelliklerini yansıtıyor. Duvarları kagir, çatısı da ahşap olan ve iki katlı olarak inşa edilen yapıda bağdadi tekniği kullanılmış. Caminin içini görmenizi de tavsiye ederim. Nakış misali kalem işlerine hayran kalmamak elde değil. Hünkar mahfili ise hanedan saraylarıyla boy ölçüşebilecek ihtişamda. Kare planlı türbe bir koridorla kütüphaneye bağlanıyor.

Arap camii
Karaköy

Karaköy’ün ürkütücü gri yapılarının arasından iç sokaklara doğru süzüldüğünüzde, cesametini görenlerin ‘Cami-i Kebir’ olarak da isimlendirilmesine şaşırmadığı, görkemli Arap Camii ile karşılaşırsınız. Arapların 700’lü yılların başında yaptığı ve İstanbul’da inşa edilen ilk cami olduğu yayılmış kulaktan kulağa. Ancak tarihçiler bu hikayenin bazı tarihi verilerle örtüşmediği görüşünde. 4. Haçlı Seferi ile İstanbul’a gelenler bir Bizans kilisesi kalıntılarının üzerine inşa ettikleri yeni kiliseye San Paolo adını vermişler. İstanbul’un fethinden sonra ise camiye çevrilen yapı bir süre ‘Galat Camii’ adıyla hizmet vermiş. 1731 senesindeki büyük yangından sonra değişik tarihlerde geçirdiği onarımlarda farklı eklemeler yapılmış binaya. Avlunun tam ortasında yeralan turkuaz kubbeli bol sütunlu şadırvanı da I. Mahmud’un annesi Saliha Sultan yaptırmış, Adile Sultan restore ettirmiş. XX. yüzyıl başlarında geçirdiği restorasyon sırasında Bizans fresklerine ulaşılmış. Cami döşemesi altında bulunan Hıristiyan mezartaşları ve kitabeler ise İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne emanet edilmiş. Tüm bu değişiklikler ve son cemaat yerinin arabesk tarzında yapılmış olmasıyla binanın doğulu bir görüntüye kavuştuğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Cami hala o dik başlı gotik atmosferini muhafaza ediyor. Yapı dörtgen planlı, düz ve keskin hatlı. Öyle bezemeler, çiniler fazla kullanılmamış. İçeri girdiğinizde aydınlık ferah bir ortam yerine biraz kasvet, biraz hüzün ama bolca asalet karşılıyor sizi. 70 kadar pencere aydınlatıyor camiyi. Mihrabın üzerindekilerde ise renkli cam kullanılmış. Caminin ahşap tavanını yine ahşaptan yapılmış 22 sütun taşıyor. Tavandan sütunlara, minberden mahfil süslemelerine kadar sade ama bir o kadar da zarif bir ahşap işçiliğinin hakim olduğu yapıda ağırlıklı renk turkuaz. Minaresi bir Dominiken kilisesine ait çan kulesi görüntüsünde. Evliya Çelebi’nin minaresi için ‘kale kulesi’ benzetmesini kullanması hiç de şaşırtıcı değil. Avluya ulaşmak için minarenin altından bir dehliz açılmış. Birkaç saniyelik yürüyüşle geçeceğiniz dehliz, tarih koridorunda birkaç yüzyıllık yürüyüş hissi uyandırıyor.

AYIOS IOANNIS HRISOSTAMOS KİLİSESİ
KALAMIŞ

Halk arasında Altın Ağızlı Yuhanna Kilisesi olarak da biliniyor. Kalamış Marina’nın tam karşısında. Antakya’da doğmuş Yuhanna. Hiç istemediği halde Bizans imparatoru tarafından zorla Fener patriği yapıldığı söyleniyor. Vaazları ve insanlarla konuşması o kadar güzel ve etkileyiciymiş ki, Yuhanna’ya ‘altın ağızlı’ lakabı takılmış. Üstelik patrik olduktan sonra kiliseye ait tüm gösterişli malları satarak hastane yaptırması halk arasında daha da sevilmesine neden olmuş. Dışarıdan küçük, sakin ve iddiasız bir görüntüsü var. Belki de bu yüzden çok ilgi görmüyor. Oysa ki önyargısını kırıp içeri girenleri birbirinden güzel ikonalar bekliyor. Kilisedeki en büyük sürpriz ise narteksteki muhteşem taş baskı. XIX. yüzyıla ait baskı da o zamanın İstanbul’u anlatılmış. Çan kulesi XX. yüzyılın ilk yarısında eklenmiş. 

ASSUMPTION KİLİSESİ
MODA

Şık restoranların, zarafetin ve denizin semti Moda bir güzelliğe daha ev sahipliği yapıyor. Assumption Kilisesi XIX. yüzyılda inşa edilmiş. Bölgenin en büyük kilisesi. Kimi kaynaklar Fransızlar tarafından yaptırıldığını, kimi kaynaklar ise kilisede locaları da bulunan İtalyan Brentano ailesinin katkılarını anlatıyor. Mimarı İtalyan Giovanni Barberini. Eklektik bir tarza sahip kilisenin çan kulelerinin mimari özellikleri de dikkat çekiyor. Sade bir görüntüsü olan kilise görkemini mütevazılığından alıyor.

Paylaş
#
#
#
#
#
#
Bu konu hakkında henüz yorum yapılmadı.
DİĞER YAZILARI










ALIŞVERİŞ
Tommy Hilfiger yılbaşı koleksiyonunu 'Happy Holidays from The Hilfigers' adlı bir rekla...
İSTANBUL LIFE TV
Bebek Parkı’nın karşısında yer alan Kırıntı, her damak tadına hitap eden bir menüye sahip.
FOTO GALERİ
Cadde'nin En Yenisi
Düşünmeden, sorgulamadan akışında savrulup gitmeye ne dersiniz?
Kış sezonunun nabzını tutan 14 mekandan gece alemine ışık tutuyoruz.
Sanat adına birçok soru soruyor
‘Eski’yi yenileyerek yaşatıyor
SEMT REHBERİ
Yılbaşı gecesini dolu dolu geçirmek isteyenler için en iddialı restoran, bar, kulüp önerileri...
OY VERİN!
İstanbul'un trafik sorununda önümüzdeki beş yıl içinde bir iyileşme bekliyor musunuz?

EDİTÖRDEN
Mayısla birlikte yaza geri sayım başladı. Şehirde açık hava mekanlarında keyif yapmanın...
360° İSTANBUL
İstanbulun en güzel yerlerini bilgisayarınızın başından kalkmadan dolaşabilirsiniz.
TARTIŞIN!
İstanbul gecelerinin vazgeçilmez mekanlarından ilk üçü sizce hangisi?
3 kişi fikir belirtti!
Siz de katılın!
KİTAP
İstanbul Life, okurlarını kapak yapıyor

DERGİDE BU AY!
Editörden...
Teraslar, bahçeli mekanlar, şık restoranlar, gece kulüpleri… Mevsimin tadı bu mekanlarda çıkar.
İsviçre’nin güneyinden İstanbul’a uzanan Fossati kardeşlerin ilginç hikayesi...
Festivalden konsere, tiyatrodan sergiye takip edebileceğiniz etkinlikler ajandamızda!
Hayatımın Aşkı dizisiyle ekrana dönen oyuncuyla İstanbul’u ve yeni dizisini konuştuk.
ŞEHİR REHBERİ
Günümüzde moda trendleri artık sokaklarda...
ŞEHRE DÖNMENİN GÜZELLİĞİ
Çocukken pul koleksiyonu yapardım
Tantuni, Mersin denince akla ilk...
“Vefa İstanbul’da bir semt adıymış”...
Kuledibi’nde ‘Dil’ buluşması Geçen ayın...
Advertisement