Ana Sayfa | Yazarlar  | Fener ve Balat’ın tarih rotası
Fener ve Balat’ın tarih rotası | Saffet Emre Tonguç
Bu koca şehirde yaşayın ya da yaşamayın, İstanbul’u solumak istiyorsanız mutlaka bir gün Fener ve Balat’ın sokaklarında kaybolun.

Bizans dönemindeki adı Petrion olan semti Phanariots olarak isimlendiren Rumlar, ticaret sayesinde daha da zenginleşmiş ve çocuklarını Avrupa’ya gönderip eğitim almalarını sağlamışlar. Bizans deniz surlarının içinde kurulan Fener’de yaşayan Rum nüfus, fetihten hemen önce evlerini terk etmiş ancak Fatih Sultan Mehmed’in kendilerine dokunulmayacağı ve ibadetlerinde serbest bırakılacakları garantisini vermesi üzerine geri dönmüşler. Balat ise adeta bir atölye; burası fotoğraf sanatını öğrenmek isteyen herkesin en az bir kez uğradığı, profesyonelce poz vermeyi çoktan öğrenmiş çocukların gönüllü asistanlığı ile ilk fotoğrafların çekildiği yer. Fener ve Ayvansaray arasında yer alan Balat, karşısındaki Hasköy gibi geniş Yahudi nüfusunu barındırmış yıllarca, bu nedenle de cami ve kiliselerle birlikte sinagoglar da ulaşmış günümüze. Görülecek, gezilecek ve keşfedilecek çok yer var. Fener ve Balat hattında sokakları arşınlamanın tam zamanı!
1-Fener Rum Ortodoks
Patrikhanesi
VI. yüzyıldan beri Ortodoks dünyası için çok önemli bir şehir olan İstanbul sürekli güç savaşlarının ortasında yer almış. Önce faaliyetlerini Havariyun (12 Havari) Kilisesi’nde yürüten partikhane, İstanbul’un fethinden sonra Çarşamba semtindeki Pammakaristos Manastırı’na taşınmış. Sonra sırasıyla Fener Vlah Sarayı Kilisesi ve Ayvansaray Ayios Dimitrios Kilisesi’ne geçen patrikhane 1602 yılında şu anda bulunduğu Aya Yorgi Kilisesi’ne yerleşmiş. Günümüzde dünyadaki Rum Ortodoks cemaati tarafından ana kilise olarak kabul edilen patrikhanenin orijinal bazilikası büyük yangında tamamen yanınca 1720 yılında yeniden yapılıp bugünkü görünümüne kavuşmuş. Patrikhane, üçlü bir kapıdan geçilerek girilen bir avlunun ortasında yer alıyor. Ortadaki bölüm, Orta Kapı, 1821 yılında Yunanlıların Osmanlı hakimiyetinden çıkmak için başlattığı savaşı desteklediği için asılan Patrik V. Gregorios anısına kilitlenmiş ve siyaha boyanmış. 1941 yılında maruz kaldığı ikinci yangın bu yaşlı binayı hayli tahrip etmiş, geriye sadece kilisenin arkasındaki bahçenin sonunda yer alan kütüphanesi kalmış. Eğer İstanbul’daki Bizans kiliselerinin en parlak dönemlerinde nasıl olduğunu merak ediyorsanız patrikhaneyi mutlaka görmelisiniz; parıl parıl parlayan altın ikonalar ve diğer dekorasyon öğelerinin mütevazılığı arasındaki tezat dikkatinizi çekecek.

2-Aziz Stefan Bulgar Kilisesi
İstanbul’da yaşamını sürdüren Bulgar azınlık aslında 19. yüzyıla kadar Rum Ortodoks Patrikhanesi’ne bağlıymış. 18. yüzyıl sonlarında başlayan milliyetçilik akımının etkisi ve Rusların desteğiyle, Bulgarlar kendi dillerinde ibadet etmek isteklerini iletmişler devrin padişahına. Taleplerinin kabul edilmesini takiben, ilk olarak küçük, ahşap bir kilise yapılmış burada. Yangında harap olan ahşap kilisenin yerine daha büyük bir kilisenin yapılması gündeme geldiğinde, kilisenin planını Ermeni mimar Hovsep Aznavur yapmış. Zeminin zayıf olması nedeniyle betonarme yerine demir iskelet yöntemi tercih edilmiş. Mimari olarak gotik tarzının özelliklerini taşıyan kilise, 1871 yılındaViyana’da yapılmış ve parçalar halinde Tuna Nehri üzerinden gemilerle getirtilip Haliç kıyısındaki küçük bir bahçeye kurulmuş. 1870 yılında Sultan Abdülaziz’in fermanıyla patrikhaneden bağımsız hale geçen kilisenin başına bir de Eksarh (Bulgar Ortodoks Kilisesi’nde önder) getirilmesi, Rum Patrikhanesi’nin üzerinde bir tokat etkisi yaratmış. Dünyada bu şekilde yapılmış sadece iki tane daha bina var, bu yüzden görülmeyi kesinle hak ediyor. Yolun tam karşısındaki hava kirliliğinin kararttığı, bir zamanlar kilisenin okulu olarak kullanılan bina, yol seviyesinin aşağısında kalmış.
 
3-Moğolların Meryemi
Kilisesi – Kanlı Kilise
İstanbul’un fethinden önceki dönemden bu yana kesintisiz Rumların elinde olan yegane kilise Moğolların Meryemi Kilisesi, 1261 yılında inşa ettirilmiş. Binanın İmparator VIII. Mikail Palaeologus’un gayri meşru kızı prenses Maria Paleologina ile ilintili bir hikayesi var. Diplomatik oyunda bir oyuncak haline gelen zavallı Maria, Moğolların büyük hükümdarı Hülagü ile evlendirilmek üzere 1265’te Moğolistan’a gönderilmiş. Prenses oraya ulaşamadan Hülagü öldüğü için, onun yerine oğlu Abagu ile evlendirilmiş ve Moğol sarayında 15 yıl geçirmiş. Kocası öldürüldükten sonra başka bir Moğolla evlenmesi istendiğinde ise isyan etmiş. İster kiliseyi o yaptırmış olsun, ister sadece ismini vermiş olsun, hayatının geri kalan kısmını kilisenin yanındaki rahibe manastırında geçirmiş. Theotokos Panaghiotissa, günümüze orijinal yapısı bozulmadan ulaşan tek Bizans kilisesi. 1453 yılında Fatih Camii’ni de yapan Rum asıllı mimar Atik Sinan, Fatih Sultan Mehmed’e niyaz ederek, kilisenin camiye çevrilmeden kilise olarak korunmasını konusunda ikna etmiş sultanı. Padişah fermanının bir kopyası bugün hala kilisede korunuyor. Yolun karşısında ise bir zamanlar burada olan kız okulunun ve yemek salonunun harabeleri var.

4- Fener Rum Erkek Lisesi
1881 yılında mimar Pericles Demades tarafından Fransa’dan ithal edilmiş malzemeler kullanılarak inşa edilen bu devasa kırmızı tuğla bina, zaman zaman “Kırmızı Kale” olarak da isimlendirilmiş. Özellikle Haliç’te tekne turundaysanız binayı görmemeniz ve ihtişamından etkilenmemeniz imkansız. Bu ihtişam aynı zamanda bir zamanlar bu bölgenin ne kadar zengin olduğunun da bir göstergesi. Tarihi 1454 yılına kadar uzanan o zamanların üniversitesinden ne yazık ki günümüze bir iz ulaşmamış, ancak buradan Dimitri Cantemir’in (1673-1723) de aralarında olduğu çok sayıda önemli şahsiyet yetişmiş. Okulun içini görmeniz zor ama eğer bir şekilde içeri girebilirseniz üst kattaki merasim salonunun dekorasyonunda kullanılan Atina çömlekçiliğinin klasik motifleriyle bezenmiş Perikles, Büyük İskender, Konstantin ve Havari Pavlus’un freskleri karşılayacak sizi. Tahmin edebileceğiniz gibi, pencereden görünen manzara dilinizin tutulmasına neden olabilecek cinsten.

5- Ayakapı
Fener’i Haliç’ten yoğun trafikli bir ana yol ayırır. Yol boyunca İmparator Theodosios tarafından V. yüzyılda yaptırılan ve İmparator Theophilos tarafından IX. yüzyılda tamir ettirilen surları hala görebilirsiniz. Ne yazık ki, 1204 Haçlı Seferi ve 1453 İstanbul’un Fethi sırasında oldukça zarar gören surlar bir hayli bakımsız durumda. Surlar boyunca pek çok kapı da ulaşmış günümüze, bunların arasında Ayakapı Mimar Sinan tarafından 1582 yılında inşa edilmiş. Hemen yanındaki mescidin türbesinde yatan Sekbanbaşı Abdurrahman Ağa İstanbul’un fethi sırasında şehit düşmüş. Yanında, bir zamanlar yeniçeri üssü olarak kullanılan bina ise yeniçeri ocağını lağveden Sultan II. Mahmud zamanında polis karakolu olarak kullanılmış, bugün küçük bir kafeye ev sahipliği yapıyor.

6- Vaftizci Yahya Kilisesi  
Mürsel Paşa Caddesi üzerinde bulunan ve orijinal adı Ayios İoannes Prodromos olan kilise Sina Yarımadası’nda bulunan ve Jüstinyen tarafından kurulan Azize Katerina Manastırı’nın İstanbul’daki şubesi olarak açılmış. İlk bina XIV. yüzyılda yapılmış ancak bugün gördüğünüz binanın tarihi XIX. yüzyıla dayanıyor. 1830 yılında inşa edilen yapı İstanbul’un kötü restore edilmiş tarihi eserlerinden biri. Hemen arkada yer alan kilisenin kütüphanesi ile misafirhanesine ait kalıntılar ne yazık ki günümüzde gecekondu muamelesi görüyor ve Güneydoğu’dan gelen Hıristiyanlara ev sahipliği yapıyor. Bitişikteki kalıntılar XVII. yüzyıl politikacısı Panayotaki Nikosi’nin evi olan bir konağa ait; yıllar içinde zemin yükseldiği için kapı yarı yarıya toprağa gömülmüş. Tarihe saygı duyan herkes bu taş konağın hak ettiği ilgiyi görmesini ve en kısa zamanda restorasyon programına alınmasını bekliyor.

7- Balat Çarşısı
Eğer ana caddeden içeriye girer ve Leblebiciler Caddesi boyunca yürürseniz farklı zaman dilimlerinden kalan binalara yerleşmiş, iki sokağa yayılmış küçük dükkanlarla dolu eski bir çarşıya ulaşırsınız. Burası Çıfıt yani Yahudi Çarşısı’dır ve şarkılara konu olmuş Agora Meyhanesi’ne de ev sahipliği yapar. Burada Bulgaristan’ın Yanbol kasabasından gelen cemaatin yaptırdığı Yanbol Sinagogu’nun girişini de göreceksiniz. İstanbul’da orijinal ahşap tonoza sahip tek sinagog olarak bilinen bina, 1895 yılında 300 kişinin aynı anda ibadet edebileceği büyüklükte yapılmış.

8- Ahrida Sinagogu
Kürkçü Çeşmesi Sokağı’ndaki bu XV. yüzyıl sinagogu İstanbul’daki en eski sinagog unvanını elinde tutuyor. Adını cemaatinin geldiği Makedonya’daki Ohri’den alan sinagog 1694 senesinde bir yangını takiben yeniden yapılmış ama o zamanlarda dini azınlıkların kubbe yapmaları yasaklandığından dışarıdan görülmeyen bir iç kubbe ile inşa edilmiş. Kimilerine göre Nuh’un Gemisi’ni hatırlatmak amaçlansa da Teva’nın (dua kürsüsü) şekli Yahudileri İspanya’dan Balat’a getiren geminin pruvasına benziyor. 500 kişilik ibadet kapasitesi ile bugün bile İstanbul’un en geniş sinagoglarından olan Ahrida, 93 Harbi sırasında Ruslara karşı savaşan Türk askerleri için duaların edildiği bir tören düzenlemesiyle de ünlü. 1955’te restore edilen ve bugün de ibadete açık olan sinagogun ilginç, tarihi bir özelliği var. Sabetaycılığı başlatan İzmirli Sabetay Sevi 1666 yılında burada mesih olduğunu açıklayıp geniş kitlelere hitap etmiş. Günümüzde ise Balat’ta yaşayan neredeyse hiç Yahudi kalmadı. Arada bir sohbet ettiğimiz tuhafiyeci Leon Amca da geçmiş güzel günleri geride bırakarak öbür dünyaya göçtü. Sinagogda dua zamanı diğer semtlerden gelen Yahudilerle ibadeti gerçekleştiriyorlar. Sinagog Yahudilerin Türkiye’ye gelişlerinin 500. yıldönümünde restore edildi. Güvenlik nedeniyle İstanbul’daki sinagogları ziyaret etmek isteyenlerin önce hahambaşılığın (Büyük Hendek Sokak, Galata) 0212 244 19 80 numaralı telefonuna kimliklerini fakslamaları  ve randevu almaları gerekiyor. Ahrida Sinagogu’na izin alınsa bile sadece sabah 10’da girilebiliyor.

9- Surp Hreşdagabed Kilisesi
Tarihi XVI. yüzyıla uzanan bu Ermeni kilisesi XVIII. yüzyılda Ayios Andonios Ayazması’nın üstünde  inşa edilmiş. Mikail ve Cebrail’e adanan kilisenin demir kapısı Topkapı Sarayı çevresindeki bir kazıda çıkarılmış ve  bir Ermeni tarafından satın alınarak kiliseye takılmış. Kapının üzerinde Aya Yorgi’nin bir ejderhayı öldürüşü ve İsa’nın Göğe Yükselişi’nin anlatıldığı kabartmalar bulunuyor. Bitişikteki XIX. yüzyıl okul binası ise bugün depo olarak kullanılıyor. Kilisede en önemli ayin 12 Eylül günü yapılıyor ve mucizeler gerçekleştiğine inanılan bu mekana o gün Müslümanlar da geliyor. Tim Kelsey, 1996’da yayınladığı ‘Dervish’ isimli kitabında “Surp Hreşdagabed Kilisesi Hıristiyan ve Müslümanların bir araya gelip ibadet ettiği dünyada belki de tek yer” diye yazmış.

10- Or-Ahayim Yahudi Hastanesi
Bir zamanlar Yahudi balıkçıların mekanı ve Haliç kıyısının en güzel noktalarından birisi burası. Adı ‘Hayat ışığı’ anlamına gelen hastane, 1899 senesinde fakirlere derman olmaya çalışan bir avuç doktorun çalışmaları ve Sultan II. Abdülhamid’in desteğiyle kurulmuş. Tasarımı mimar Gabriel Tedesci’ye ait olan yapı, iki senelik bir çalışma sonucu hizmete açılmış. Bağışçılarının çoğu diasporanın tanınmış aileleri; Goldschmidt, Hirsch ve Rothschild’ler. Hastane çalışanları özellikle I. Dünya Savaşı’nda yaralıların bakımı için gösterdikleri olağanüstü çabadan ötürü Kızılay’ın üstün hizmet madalyası ile ödüllendirilmiş. Iraklı Yahudi bir işadamı olan Elie Kadoori’nin 1921’de yaptığı bağışla hastane genişletilmiş.


Paylaş
#
#
#
#
#
#
Bu konu hakkında henüz yorum yapılmadı.
DİĞER YAZILARI










ALIŞVERİŞ
Tommy Hilfiger yılbaşı koleksiyonunu 'Happy Holidays from The Hilfigers' adlı bir rekla...
İSTANBUL LIFE TV
Bebek Parkı’nın karşısında yer alan Kırıntı, her damak tadına hitap eden bir menüye sahip.
FOTO GALERİ
Cadde'nin En Yenisi
Düşünmeden, sorgulamadan akışında savrulup gitmeye ne dersiniz?
Kış sezonunun nabzını tutan 14 mekandan gece alemine ışık tutuyoruz.
Sanat adına birçok soru soruyor
‘Eski’yi yenileyerek yaşatıyor
SEMT REHBERİ
Yılbaşı gecesini dolu dolu geçirmek isteyenler için en iddialı restoran, bar, kulüp önerileri...
OY VERİN!
İstanbul'un trafik sorununda önümüzdeki beş yıl içinde bir iyileşme bekliyor musunuz?

EDİTÖRDEN
Mayısla birlikte yaza geri sayım başladı. Şehirde açık hava mekanlarında keyif yapmanın...
360° İSTANBUL
İstanbulun en güzel yerlerini bilgisayarınızın başından kalkmadan dolaşabilirsiniz.
TARTIŞIN!
İstanbul gecelerinin vazgeçilmez mekanlarından ilk üçü sizce hangisi?
3 kişi fikir belirtti!
Siz de katılın!
KİTAP
İstanbul Life, okurlarını kapak yapıyor

DERGİDE BU AY!
Editörden...
Teraslar, bahçeli mekanlar, şık restoranlar, gece kulüpleri… Mevsimin tadı bu mekanlarda çıkar.
İsviçre’nin güneyinden İstanbul’a uzanan Fossati kardeşlerin ilginç hikayesi...
Festivalden konsere, tiyatrodan sergiye takip edebileceğiniz etkinlikler ajandamızda!
Hayatımın Aşkı dizisiyle ekrana dönen oyuncuyla İstanbul’u ve yeni dizisini konuştuk.
ŞEHİR REHBERİ
Günümüzde moda trendleri artık sokaklarda...
ŞEHRE DÖNMENİN GÜZELLİĞİ
Çocukken pul koleksiyonu yapardım
Tantuni, Mersin denince akla ilk...
“Vefa İstanbul’da bir semt adıymış”...
Kuledibi’nde ‘Dil’ buluşması Geçen ayın...
Advertisement