istanbullife.com.trİstanbul' u yaşayanların adresi
Anasayfa > Haberler > Gerçek bir hikaye!
Gerçek bir hikaye!
Yazı karakteri : AAA
Gerçek bir hikaye!

Çağan Irmak’ın yeni filmi ‘Dedemin İnsanları’nı Cihangir’de buluştuğumuz Yiğit Özşener ve Gökçe Bahadır Sunal’dan dinledik... Bir ailenin hikayesiyle ülkenin bir dönemine yolculuğa çıkmaya hazır mısınız?

Çağan Irmak’ın yeni filmi ‘Dedemin İnsanları’nı Cihangir’de buluştuğumuz Yiğit Özşener ve Gökçe Bahadır Sunal’dan dinledik... Bir ailenin hikayesiyle ülkenin bir dönemine yolculuğa çıkmaya hazır mısınız?

S. Filmde nasıl bir hikaye bizleri bekliyor?
Gökçe Bahadır Sunal: Bir göçü ve bu göçün aracılığıyla da bir aileyi anlatıyor. Girit’ten göçen bir adamın ve ailesinin hikayesi. Aslında ülkenin sorunlarıyla, ailenin sorunları paralel ilerliyor. Çatışmaları paralel. Ama içinde çok şey barındırıyor. Sevgi, sevgisizlik, çatışma… Çok şey… Yiğit Özşener: Aslında filmde o göçü, mübadeleyi çok görmüyoruz. Asıl geldikten sonraki durumla ilgileniyoruz biz. Bir darbe oluyor ve biz bunu görüyoruz. Gelmeleriyle değil de geldikten sonraki dönemle ilgileniyoruz. Elbette gelen ailenin geçmişini bilmemiz gerekiyor. Beraberinde neler getirdiklerini, ne acılar getirdiklerini... Neler yaşandığını ve orada nasıl yaşadıklarını, yeni toprakta nasıl yaşadıklarını ve her şeyin bir günde değiştiğini ama aslında her şeyin bir günde değişmediğini... Dede-torun ilişkisi zaten tuhaf bir şekilde değişmeye başlarken, ondan sonra tutunmak isteyip de tutunamadıklarını görüyoruz. Ayaklarının altından her şeyin kaydığını görüyoruz. Bunun içinde üç, aslında dört kuşak var ve biz bu dört kuşağı da görüyoruz.

S. Filmde hayat verdiğiniz karakteri anlatabilir misiniz?
Y.Ö.: Belediye Başkan Yardımcısı’nı oynuyorum orada. Dedeyi oynayan Çetin Tekindor’un damadıyım. Çok naif bir karakter. Çok dürüst, işine sahip çıkan biri. İnsani değerleri ön planda tutan biri. Zamanın, düzenin değişimiyle insanlar arası alışverişe ayak uyduramayan bir karakter. Zaman, ekonomi, siyaset, insanlar değişti diye otomatikman oyunun dışında kalan bir birey. Kendi suçu yok aslında; bilgisi, becerisi, hayat coşkusu hayat dışı kalıyor. Düzenin değişmesiyle kendini bir anda öyle buluyor. Teknoloji geliştikçe, bizler ‘ilerledikçe’ savaş araçlarımız da ilerliyor. Ama bu karakter öyle değil, öyle bir şey bilmiyor ve böyle olunca bu yarışın dışında kalkıyor. Yarış dediğim bu hayat. Artık tedavülden kalkan bir para gibi oluyor. Önceden çok değerli bir şeyken, değişimden sonra basit, değersiz bir kağıt paraya dönüşüyor.

S. Ozan’la dedesi arasında nasıl bir ilişki var?
Y.Ö.: Dede konum itibariyle daha otorite sahibi. Ortada böyle bir hiyerarşi var ama kimse bundan şikayetçi değil. Herkes mutlu, herkes eğlenebiliyor yani buna saygıda kusur etmemek diyebiliriz. Dedenin ise oğlunda anlamlandıramadığı bazı şeyler var. Çünkü baba sanki geçiş kuşağı gibi. Dede başka bir dünya biliyor çocuksa bambaşka bir dünyada büyüyor. Baba ise bunun ortasında kalıyor, bir dede-torun ilişkisinin ortasında.

G.B: Nurdan, Egeli bir kadın. Dolu dolu, biraz matrak, biraz dominant, ailesine çok bağlı, kocasına ve çocuklarına çok düşkün, 10 parmağında 10 marifet durumunda, anaç bir kadın.

S. Peki Nurdan’ın bu olaylar, yaşananlar karşısında nasıl bir duruşu var?
G.B: Çok güçlü bir duruşu var. Çok güçlü bir kadın zaten. Ne olursa olsun kocasını sakinleştiren, çocuklarına kol kanat geren, babasıyla ilişkisini bir şekilde dengelemeye çalışan, mesafeli bir ilişkisi var babasıyla. ‘Dedemin İnsanları’ da aslında bir dönem filmi…

Y.Ö: Evet. 80’leri ve 90’ları kapsıyor.

S. O mübadele yılları sizde merak uyandırdı mı?
Y.Ö.: Çok fazla üstünde durduğum bir şey değildi bu konu. Aslında biz de göçmeniz, Üsküp göçmeniyiz; sürekli etrafımda konuşulan bir şey olmasına rağmen filmde özellikle avantaj veya bir dezavantaj sağladı diyemem. Elbet alışkanlıklar, beceriler vardır, kötü veya iyi yanları vardır ama günlük ikinci kuşağım. Sonuçta ben burada doğdum, büyüdüm.

S. Filmde ise belirleyici bir etkisi var...

Y.Ö.: Elbette belirleyici çünkü iki ülke arasında kalmış olmak... Dede tarafından baktığımızda çok da belirleyici değil. Ben de filmdeki dede gibi düşünüyorum. Nerden geldiğinin pek de önemi yok. Benim için de öyle. Şuralı veya buralılar… Benim hayatımda hiç olmadı böyle bir şey. Ben İzmirliyim derken bile çekinirim. Kimseye nereli olduğunu hiç sormam mesela. Nerede yaşadığın önemli. Ne kadar yaşamak, ne kadar iletişim kurmak istediğin önemli.

S. Peki, hikayeye baktığınızda hem dönem filmi olmasının hem Egeli olma halinin, izleyici üzerinde nasıl bir etki yaratacağını düşünüyorsunuz? Çağan Irmak filmlerinden daha vizyona girmeden hep sarsıcı bir etki beklenir.

Y.Ö.: Sarsıcı olur mu bilmem ama ben düşündürücü olacağı kanaatindeyim. Bir kere çok tempolu bir iş seyredeceğiz. Bir de her ne kadar içinde trajik duygusal anlar da olsa biraz dalga geçer bir havası var. “E hayatta böyle yanlar da var yani...” der gibi. Zaten Çağan da öyle yaptı. Bize, bu hikayeyi duygusal anlatmayacağım dedi. Bizle öyle bir iletişim kurdu. Ben, seyircinin düşünürken kendini bulacağını tasarlıyorum. Çok sarsıcı olur mu bilmiyorum. Ama hani, bir şeyle ilgilenirken, güzel bir şey yaparken boğazında kalır ya, ben öyle bir etki bekliyorum.

S. Tabi bunu destekleyen şey de gerçek bir hikayeden yola çıkması olabilir mi?
Y.Ö.: Tabii ki öyle. Gerçek bir hikaye... Gerçek olmasa yanlış bir şeyler olurdu. Aynı zamanda hepimizin anlayacağı bir şey, çok uzak olduğumuz bir şey değil. Hepimizin bir yerinden yakınlık kurabileceği bir hikaye. Bu yüzden de hoşuma gidiyor.

S. Set ortamı nasıldı?
Y.Ö.: Biz o kadar sessiz sakin çektik ki yapay bir şey olmadı... Çağan’ın düşünceleri sete de yansıdı. Bir bakıma çok trajik bir bakıma çok eğlenceli. En kalabalık sahnelerde bile çok kolay oldu. Aslında ben anlamadım bile film çektiğimizi. Filmin içinde eridim gittim. Sanki ben otururken orada, onlar çektiler arada. Ben öyle hissettim. Öyle bir ortam vardı. Çağan da istediği şeyi bildiği için kolayca iletişim kuruyor ve kolayca bitiyor iş.

G.B.: Set, gayet güzeldi. Hepimiz zaten öyle bir yerde, İstanbul’dan uzak… Gece gündüz berabersin, çok güzel bir arkadaşlık oluyor. Zaten Çağan çok rahat çalışan bir yönetmen. Dolayısıyla da her şey gayet güzel geçti.

S. Çağan Irmak’ın filmlerinin sizdeki etkisi nasıldı?
Y.Ö.: Ben onun iyi bir hikaye anlatıcısı olduğunu düşüyorum.

G.B: Evet, kesinlikle. Ve ben onun hayal gücüne hayranım. Hayal gücüne ve filmlerine. Hemen hemen bütün filmlerini izledim. Çağan’ın o çocukları anlatışı, çocukların dünyasından anlatışı, beni hep çok etkilemiştir. Çok beğenirim. Çok iyi bir anlatıcı olduğunu düşünürüm ben de ve hayal gücüne kesinlikle hayranım.

‘Benim İstanbulum’
S. İstanbul’da nasıl yaşıyorsunuz, aslında yaşayabiliyor musunuz?

G.B.: Röportaja gelirken trafi kte bol bol düşünme vaktim oldu. Bazen haksızlık ettiğimi düşünüyorum İstanbul’a, İstanbul’da yaşıyorum ama çok da hakkını vererek yaşadığımı düşünmüyorum. Bazen şartlar elverişli olmuyor. Mesela ben uzun zamandır Cihangir’e, Taksim’e gelemiyorum. Belirleyici yerlere gidip geliyorum. Aslında çok seviyorum İstanbul’u, çok güzel bir şehir olduğunu düşünüyorum her şeye rağmen. Ama çok hakkını veremediğimi düşünüyorum. Olabildiğince yaşamaya çalışıyorum ama işte…

Y.Ö.: Çalıştığım zaman İstanbul’u yaşayamıyorum. Gece gündüz hepsi birbirine karışıyor. Ev set, set ev oluyor çoğu zaman... Çok daraldığımda bir yerlere uğruyorum. İstanbul’la ilişkim biraz tuhaf. Onu çok seviyorum ama aynı zamanda ondan nefret de ediyorum. “Ah İstanbul’suz yapamam” diyenlerden değilim. Bazen kendinden nefret ettiriyor ama başka yerlere gittiğimde onsuz olunamayacağını gösteriyor. En güzel kısmı keşfedilecek çok sırrı var. Müdavimi olduğum yerler var ama görmediğim yerlere gitmeyi de seviyorum. Alışkanlık sevmiyorum. Alışkanlık dışı her şeyi severim.

S. Peki, şehrin en çok hangi yüzünü seviyorsunuz?
Y.Ö.: Eski hali daha çok cezbediyor beni. Eski fotoğrafl ardaki tarihi binalar, eski doku…. İnsanların takım elbiseyle sokağa çıktıkları, dansa gittikleri dönemi görmek isterdim. O dönemde olmak isterdim. Güzel gelirdi sanki.

G.B.: 24 saat yaşamasını, canlılığını ve alternatifl iliğini seviyorum.

Yorumlar

Siz de yorumunuzu yazın:

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İstanbul Life Online sorumlu değildir.

Semt Rehberi

Ağva

Ağva

Ağva, bahar aylarında en çok tercih edilen tatil beldelerinden biri. Yazın da yoğunluk azımsanacak gibi değil. Göksu ile Yeşilçaynehirleri arasında...

Foto Galeri

Copyright © İstanbul Life Online | Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.
Hürriyet Medya Towers 34212 Güneşli - İstanbul
Doğan Burada